Gelecek nasıl olur da 'an'ı böylesine önemsiz ve güçsüz kılabilir?
Neden insan elindeki 'an'ı yaşamak yerine,geleceğiyle ilgili hesaplara takılıp kararsız ve sessiz kalır bir dönemeçte?
Gelecek belirsiz ve karanlık olduğu için mi, aydınlık ve belirgin olan 'an'ı böylesine yenilgiye uğratır?
Bilinmeyenden duyduğumuz korku, bilinenin aydınlığı içinde duran istekten kuvvetli midir?
Belirsiz olan belirli olandan güçlü müdür hep?
O yüzden mi, en en önemli dönemeçlerde bazen böyle kararsız ve sessiz kalır da, çok sapmak istediğimiz yollara özlemle bakarak dümdüz devam ederiz?
Hayatımızın en önemli zaman parçası, henüz gelmemiş olan ve 'gelecel' denilen zaman parçası mıdır?
Böyle zamanlarda kaderimizi belirleyen 'dün' ya da 'bugün' değil de 'yarın' mıdır?
Yarın bu korkunç gücünü, bilinmez olmasına mı borçludur?
Geleceğin belirsiz karanlığına saklanan korku, bugünün apaçık isteğini neden bir sessizliğe mahkum eder?
Gelecekten korktuğumuz için geleceği istediğimiz gibi yaşayamayız.
Karar veremediğimiz için hayatımızın yolunu kararsızlıklarımız çizer.
Hayatımızı kararlarımız mı, kararsızlıklarımız mı belirler?
'An'ın isteklerini 'geleceğin' endişelerine kurban edenler mi daha mutlu yaşar, yoksa geleceğin acılarını kabul edecek kadar güçlü bir şekilde 'an'ın isteğine sarılanlar mı?
Ve acaba kaçımız gelecek korkusu yüzünden geleceğimizi kaybettik?
(Başucu kitabımdan alıntıdır... Buyur burdan yakın!!!)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
Çok Derin...
Düşünmem lazım.. :)
Başucu kitabında umarım cevaplar da vardır, çünkü ben de yok :D
Öyle ya da böyle,
bilinmeyen ya da korkulan
bir gelecek
kaygısıyla ya da özlemiyle,
geçmişin gölgeleriyle,
bugünün dertleriyle vs..vs...
bugün canın çok sıkkın
herşey sana zor geliyor
olabilir
bugün aşkın bitmiş
o seni terkedip gitmiş
olabilir
sanki sen hiç bilmediğin
bir kaos içindesin
kimbilir
günlerin getirdiği
senin yitirdiklerin
sanki hiç umut yok
çok yorgunsun
ne olursa olsun
yaşamaya mecbursun
ne olursa olsun
yaşamaya mecbursun
YAŞAMAYA MECBURSUN !
Yorum Gönder